Haritaya baktığınızda Akdeniz’in kıyısında yeşil ile mavinin kucaklaştığı bir ilçe görürsünüz. Ama Kumluca’yı sadece o küçük noktadan ibaret sanmak, devasa bir üretim üssünü, gecesini gündüzüne katan çiftçinin nasırlı elini ve seralarda filizlenen alın terini görmezden gelmek olur. Burası, Türkiye’nin mutfağını besleyen o benzersiz üretim gücünün tam kalbidir.
Ne var ki son günlerde Kumluca sokaklarında çay ocaklarında, pazarda, seraların arasında hep aynı soruyu duyar olduk: “Biz şimdi neredeyiz, yarın ne olacağız?” Bu soru, sadece bir çiftçinin endişesi değil; ilçenin geleceğine dair ortak bir kaygının yansımasıdır.
---
Seraların ötesinde bir dünya
Yıllardır “Türkiye’nin sebze ambarı” unvanıyla gurur duyduk, duymaya devam edeceğiz. Domatesimiz, biberimiz sadece yurt içinde değil, dünya sofralarında yer buluyor. Ancak devir değişiyor; iklim krizi kapımıza dayanmış, su kaynaklarımız alarm veriyor, girdi maliyetleri üreticinin belini büküyor. Artık Kumlucalı üretici, toprağı ekip biçen geleneksel çiftçi olmaktan çıkıp, iklimle, piyasa dalgalanmalarıyla, dijital tarım araçlarıyla ve değişen lojistik koşullarıyla mücadele eden bir teknokrat olmak zorunda. Seralarımıza akıllı tarım teknolojilerini ne kadar hızlı entegre edebilirsek, geleceğe o kadar güvenle bakarız. Tek yapmamız gereken, babadan kalma tecrübeyi modern bilimin ışığıyla harmanlamak.
---
Turizm ve tarım hassas dengesi
Kumluca sadece seralardan ibaret değil; Rhodiapolis’in antik taşlarından Olympos’un, Adrasan’ın eşsiz koylarına uzanan muazzam bir turizm potansiyeline sahip. Fakat hayati bir soru karşımızda duruyor: Tarım ve turizmi birbirini ezmeden nasıl büyüteceğiz? Doğamızı, kıyılarımızı ve en kıymetli tarım arazilerimizi korumadan yapılacak her türlü kontrolsüz yapılaşma, bindiğimiz dalı kesmekten başka bir şey değildir. Kumluca’nın geleceği beton yığınlarında değil; sürdürülebilir, doğayla barışık ve kimliğini sahiplenen bir şehir planlamasında gizlidir.
---
Gençlerimizi bu topraklarda tutabilecek miyiz?
Bir kentin gerçek geleceği, yetiştirdiği gençlerin gözlerindeki ışıktır. Kumlucalı gençler artık sadece serada çalışmak istemiyor; haklı olarak teknolojiye, sanata, spora ve nitelikli eğitime erişim talep ediyor. Eğer ilçemizde katma değerli tarım sanayisini kurup sosyal yaşam alanlarını genişletemez, gençlerimize kendi memleketlerinde parlak bir ufuk sunamazsak, en büyük sermayemiz olan insan kaynağımızı kaybetmeye devam ederiz. Bu kayıp, sadece bir nüfus azalması değil; aynı zamanda yarının üretim vizyonunun da tükenmesidir.
---
Hikâyemiz henüz bitmedi
Kumluca insanı dirayetlidir. Sel felaketinde, doluda, yanarda-yıkılırda bile ertesi gün serasının naylonunu çekip üretime baştan başlayan bir azme sahiptir. Bu dayanıklılık, bizim en büyük gücümüzdür. Ancak dayanıklılık tek başına yetmez; şimdi ortak akılla hareket etme zamanıdır. Sivil toplum kuruluşları, yerel yönetimler, tüccarlar ve üreticiler aynı masa etrafında toplanıp Kumluca’nın önümüzdeki 20 yılını planlamak zorundadır. Markalaşma, soğuk hava depoları, lojistik merkezleri, yeşil dönüşüm – bunlar artık lüks değil, zorunluluktur.
Bu topraklar bize sadece geçmişten kalan bir miras değil, çocuklarımıza bırakacağımız en büyük emanettir. Unutmayalım ki; Kumluca üretirse, Türkiye doyar; Kumluca kazanırsa, Akdeniz güler. Şimdi karar verme vakti: Ya değişimin öncüsü oluruz ya da değişimin kurbanı. Ben inanıyorum ki Kumluca, toprağın derinliğinden aldığı gücü, geleceğin zirvesine taşıyacak azme fazlasıyla sahiptir.